digoron.org

“ALAN” ADI VE ALANLAR” Hayri Ata

mutlu

“ALAN” ADI VE ALANLAR…

“Bizzat “Alan” adı, “asil, özgür” anlamı taşıyan “Arya” kelimesinden gelir. İran dili konuşan halklarda bu kavram her şeyden önce sosyal durumu belirlerdi. Bu adın güncel olarak uygulanması, etnik gurup ve birlikler arasındaki etkileşimin devamlılığı ya da etnik dağılımıyla ilişkiliydi. Böyle durumlarda sosyal statü en kalıcı özellikti; genişleme ve yayılmacılığı haklı göstermek için en uygun ideolojik ilke ve özbilincin de temeliydi. “Arya” adını sadece belirli bir bölgede sosyo-politik açıdan toplumun diğer bireylerinden daha üstün olanlar hak ediyorlardı. Çoğunlukla, karşıtlık ve ihtilaflar İran dillerini konuşan kabilelerin kendi aralarında ortaya çıkıyordu ve dolayısıyla “Arya” terimi, dış politikadan daha çok, iç politik kullanım için önemliydi. Aynı zamanda, Arya terimi, göçebeler dünyasının taşra bölgelerinde sanki çevre ile oluşan ilişkilerde başka dil konuşan halklara karşı durmak, ayrıca ideoloji içeren etnik tutum sergilemek için öne çıkıyordu.” (Alan Tuallagov, İskitlerden Erken Alanlara, Kafdav Y. s. 275).

Alanlar hakkındaki bilgilerimiz daha çok eski Yunan, Roma, Bizans, Çin, Pers, Arap, Ermeni ve Gürcü yazılı kaynaklarından gelir. Bu bilgiler de genellikle birbiriyle çelişkili bilgilerdir. Bu nedenle, Alanların kökenleri ve kim olduklarına ilişkin birden çok tanımlama, belirleme vardır.

Tuallagov, adı geçen kitabında, Alanların, “İran dili konuşan” bozkır halklarının bir üyesi olduklarını ifade eder. “Alan” tanımlamasının da bir etnik topluluğu bir bütün olarak tanımlayan bir ad değil bu etnik topluluğun kendi hiyerarşisi içinde üstün, hâkim ve egemen olanı (savaşçı) tanımlamak için ortaya çıktığını ifade eder. Hiyerarşide üstün olanın, hâkim ve egemen olanın görünür olması için de bir takım ayırd edici işaretler kullanılırdı. Örneğin, topluluk içindeki bu ayrıcalıklı kesim çocuklarının kafataslarını doğuştan itibaren kemik gelişmesi tamamlanıncaya kadar bir deri kemerle sıkıştırır ve kafatası deforme olur, uazayarak gelişirdi. Yapılan arkeolojik kazılarda Kazakistan’da, Güney Urallar bölgesinde, Merkezi Ön Kafkasya’da, Azak Denizi kuzeyinde, İsviçre’de ve Fransa’daki (Lebedinsky, Kuznetsov) mezarlardan bu tür deforme edilmiş kafatasları bulunmuştur. Bu sınıf mensuplarının gurup içindeki hiyerarşik işbölümünde görevleri savaşçılıktı… Gerek M.Ö. 7. ve 6. yüzyıl Pers kayıtlarında gerekse Nart Destanları’nda bu “uzun kafalı” savaşçıların izleri görülmektedir. Pers Kralı Darius (Dara), Sakalara karşı yaptığı bir savaşı (M.Ö. 519) kazandıktan sonra Behistun Kitabeleri’ne not düşer: “Uzun külahlı Sakaları yendim; kralları Sakunkha’yı esir aldım…” “Uzun külah” bir anlamda Sakaların savaşçılarıdır ve deforme edilmiş kafatası olan kesimin “işareti”dir. Nart Destanları’nda da üç temel aileden savaşçı olan Ahsartagate ailesi üyeleri “Guppır Şer” (Uzun, Sivri Kafa) diye geçer…

Merkezi Asya’da, Altay Dağları etkelerinde, Aral Gölü’nün güneyinde Maverünnehir diye bilinen Seyhun ve Ceyhun nehirleri civarında yaşayan İran dilli halklar, Massagetler, Sakalar, Baktrianlar, Partlar M.Ö. 10’ncu yüzyıldan itibaren önceleri iklim koşulları nedeniyle daha sonraki dönemlerde ise kendi aralarında, Issedon – Saka savaşları, ve Pers İmparatorluğu ile olan savaşlar nedeniyle (7 ve 6. yüzyıllar) batı ve güney istikametinde göç etmeye zorlandılar. Hazar Denizi’ni kuzeyden batıya doğru geçenler Volga ve Don havzasına, Azak Denizi kuzeyine ve Merkezi Ön Kafkasya’ya yerleştiler. Bu toplulukları biz Yunanlıların adlandırmasıyla “İskitler” olarak tanıyoruz; onlar kendilerini “Skoloti” olarak tanımlıyorlardı.

Bu toplulukların hepsiMerkezi Asya’dan göç etmediler; yurtlarında kalıp direnenler de oldu. Ancak bu kalanlar da M.Ö. 2. ve M.S. 4. yüzyıllar arasında doğudan kasırga gibi gelen Hunların baskısına dayanamayarak batı istikametinde göç etmek zorunda kaldılar. Göç edenler önlerine çıkan toplulukları yerlerinden oynattı, onlar da başkalarını, böylece birbirini tetikleyen bir devasa göçler dalgası ortaya çıktı ve bu yüzlerce yıl devam etti.

Burada da göç etmeyen kalanlar oldu. Bunlar kendilerini, yukarıda açıklanan nedenlerle, Alan, As, (Aryan) olarak tanımladılar ve Organ-As, Duhs-As, Tuval-As, Kenger-as, Iduk-As, As-Digor ve Kapkan-As gibi adlarla M.S. 5. Ve 6. yüzyıllarda Merkezi Asya’da egemen güç olan Göktürklerle bazen savaşarak bazen de ittifak halinde yaşadılar (Divitçioğlu, Orta Asya Türk Tarihi Üzerine Altı Çalışma, İmge Y.)

Alanların ve Türklerin, M.S. 6’ncı, 7’nci ve 8’nci yüzyıllarda Merkezi Asya’da yan yana yaşadıkları ve bazen savaşarak bazen de ittifak yaptıkları düşünülmelidir. Orta Asya Türk kayıtlarında Oğuzları meydana getiren boylar sayılırken “Alan” veya “Az=As” adlarının geçmesi onların da Türk boyu oldukları anlamına gelmez.

8’nci yüzyılın ilk yarısında, Türkler ve Aslar (As – Alan) savaş halindedirler ve Kapağan Kağan zamanında “Az budun yağı oldu, Kara Göl’de savaştık. Kül Tegin atlayıp vurdu. Az İlteberi tutukladı. Az budun mahfoldu”, diye Kül Tegin Yazıtları’na aralarındaki savaş kayıtlara geçirildi.

Oysa, Bilge Kağan döneminde dostluk hakimdir : “Dedemiz, atamız yerler-sular sahipsiz kalmasın diye Az budunu yönetip… Bars Bey’e “kağan atı” biz verdik, kız kardeşimiz kancığı biz verdik” (Kül Tegin Yazıtları) diye kayıtlara geçirildi.(Divitçioğlu, Orta Asya Türk Tarihi Üzerine Altı Çalışma, İmge Y.)

Burada Türk Kağan ailesi kızlarını Az budun Beyi’ne veriyorlar. Kağan ailesi kendileriyle “denk” olmayan bir aileye kız vermeyeceği düşünüldüğünde Türk Kağan Ailesi ve Az budun Bey Ailesi’nin “denk” bir konumda oldukları düşünülmelidir.

Batıya göç eden Alanlar, Massagetlerin bir boyu olan Aorslar içinde Volga nehrinin güneyi ve Kuzey Kafkasya bozkırlarına yerleştiler (M.Ö. 1’nci yy)… Yine bir Massaget boyu olan Siraklar da bugünkü Kuban havzasına yerleşti ve bölge halklarını egemenliği altına aldı… Aorslar ve Siraklar kendi aralarında bölgenin hakimiyeti için savaştılar; bu savaşta Roma orduları da Aorslar yanında yer aldı. Yenilen Siraklar tarih kayıtlarından silindi ve bölge halkıyla kaynaştı…

Bu savaşlarda ilk kez Aorsların savaşçıları olarak “Alan” ve “Alanlar” tanınmaya başladı… Roma ordusu komutan ve yazıcıları Aorsları “Alanlar” olarak kayıtlara geçirdiler… Bu tarihten sonra da bölgeye hakim olan “Alanlar” güney ve batı istikametlerinde yayılarak bölgede kendilerinden önce yerleşik olan İskit ve Sarmat topluluklarını kolayca içlerine alarak alanlaştırdılar… Roma, Yunan, Ermeni, Gürcü ve Pers kayıtlarında Kuzey Kafkasya ve Kuzey Karadeniz bölgeleri “Alania” olarak tanımlandı… Giderek Massaget boyları içinde savaşçı ve egemen sınıfı tanımlamak için kullanılan “Alan” adı bütün topluluğu –boyları- tanımlamak için kullanılmaya başlandı…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Yandex.Metrica