digoron.org
İSTANBUL 28°C

Parçalı Bulutlu

Diğer Şehirler →

ALANLAR

    ALANLAR

    ALANLAR

    ALANLAR…
    Alanların Transkafkasya akınları
    Alanlar, MS 1’nci yüzyılda Med (Mezopotamya) ülkesine Partlara karşı ve MS 72 ve 135 yıllarında Ermenistan’a iki kez girer, yağmalar ve tekrar dönerler. Bu akınlarda Anadolu içlerine, Kapadokya’ya kadar gelirler. Alanlar, MS 3’ncü yüzyıl başlarına kadar Urallar ve Tuna nehri arasındaki bölgenin tek hâkimi olurlar.
    Alanların MS 1’ci yüzyıl sonları ve 2’nci yüzyıl başlarında Ermenistan içlerine yaptıkları bir seferle ilgili Ermeni tarihçi Horenli Musa (Movses Horenatsi) MS 5’nci yüzyılda yazıldığı bilinen Ermenistan Tarihi adlı eserinde şunları aktarıyor:
    “O sıralarda Alanlar tüm dağlılar ile birleştiler ve İver ülkesinin (Gürcistan) yarısını da yanlarına çekerek büyük bir kalabalıkla ülkemize saldırdılar. Artaşes (Ermenistan kralı) de aynı şekilde kendi ordusunu topladı ve iki cesur okçu halk arasında savaş başladı.
    Alanlar biraz geriye çekilir ve Kura ırmağının kuzey kıyısına kamp kurup yerleşirler. Buraya yaklaşan Artaşes da nehrin güney kıyısına kamp kurar; nehir onları ayırmaktadır.
    Ancak Alan Prensi Ermeni askerleri tarafından yakalanmış ve Artaşes’e getirilmişti. O zaman Alan Kralı barış ricasında bulundu ve Artaşes’e istediği her şeyi vermeyi teklif ederek, Alan gençlerinin bir daha Ermeni topraklarına akın düzenlemeyeceklerine dair yemin ederek, barış önerdi. Fakat Artaşes Prensi vermekten vazgeçti; o zaman Prensin kızkardeşi nehir kıyısında yüksek bir tepeye çıktı ve tercümanlar yardımıyla Artaşes’in kampına şöyle hitap etti:
    “Ben sana hitap ediyorum ey yiğit erkek Artaşes,
    Sen mert Alan halkını mağlup ettin;
    Benim, Alanların çok güzel gözlü kızının sözlerini dinle ve genci teslim et.
    Çünkü Tanrıya yakın olan kahramanlara, sadece bir husumet nedeniyle, diğer Tanrıya yakın olan kahramanların canlarını almak veya onları esir ederek köleler mertebesinde tutmak yakışmaz.
    Böylece iki kahraman halk arasında sonsuza kadar düşmanlık ekmiş olursunuz.”
    Bu bilge sözleri duyunca Artaşes nehir kıyısına çıkar, güzel kızı görüp akıllı sözlerini duyunca ona tutulur. Ve yanına hocası Sumbat’ı çağırarak kalbini açar ve Alan prensesiyle evlenmek istediğini, ondan sonra anlaşma yapmak, bu mert halkla birlik kurmak ve genci serbest bırakmak istediğini söyler. Sumbat bu düşünceyi onaylayıp Alan kralının yanına elçiler göndererek Alan kızı Satinik’in (kızın ismi Satana olmalı; Ermenice Satinik(!) H.A.) Artaşes’e verilmesini talep eder. Alan kralı ise şunları söyler: “Acaba yiğit Artaşes soylu Alan prensesinin bedeli olarak binler ve onbinleri nereden bulacaktır?”
    Sonuç olarak, Artaşes bol miktarda kırmızı boya ve altını başlık olarak verip prenses Satinik’i eş olarak almıştır. (…) Artaşes’in eşleri arasında birinci olan Satinik ona Artavazd’ı ve daha başka oğullar doğurdu.
    (…) Kaynaklara göre, Satinik ile birlikte Ermenistan’a saray erkânından 17 ya da 18 Alan soylusu da gelmiştir. Onların başında Barakadra (Bahadras) adlı, kendi devletinde ikinci derecede lider olan biri varmış. Onlar yeni dini (Hıristiyanlık) kabul etmiş ve havari Thaddes’in (Yahuda) öğrencileri Voskyanlar tarafından vaftiz edilmişlerdir. Daha sonra Voskyanlar Satinik’in oğulları tarafından kovulmuş ya da katledilmişlerdir. Ermeni sarayında Hıristiyanlık çok sert ve olumsuz tepki gördüğü için İsikhus (Suklas) adını almış olan Barakadra taraftarlarıyla birlikte, adını liderlerinden almış olan bir dağa çekilmişti. Burada vakitlerini dua etmekle geçirerek çileci bir hayat yaşadılar.
    Satinik’in babası, Alan kralı Şapuh, 44 sene sonra vefat etmiş ve tahta Didianos (Gigianos) çıkmıştır. Skuyer adında biri başka bir din kabul etmiş Sukiasyanlardan (Satinik’le beraber Ermenistan’a giden Alan soyluları) bahseder. Alan kralı mürtedlerin eski atalarının dinlerine dönmeleri için ödüller vaat etmek ve Alan toplumundaki mevkilerinin yeniden iade edileceğini söylemek için emir verip Barlak (Barsahlay) adında birinin komutasında askeri birlik göndermişti, dinine dönmeyenlerin ise öldürülmelerini emretmişti. Sukiasyanların Hıristiyan dinine sadık kalmaları ve dirayetleri onların büyük acılar içinde öldürülmelerine neden olmuştur. Sadece genç münzevilerden ikisi kurtulabilmişti” (İskitlerden Erken Alanlara – Kuzey Kafkasya, Alan A. Tuallagov).
    Bu olay, Alanların da İskitler gibi kendi dinlerine, adetlerine ve geleneklerine çok bağlı olduklarını gösteriyor. Herodot’un İskit kralı Skyles’in başına gelenler hakkında anlattıkları aşağı yukarı Sukiasyanların başına gelenler gibidir.
    “Bundan çok sonra Aripeithis’in oğlu Skyles’in başına da buna benzer bir şey geldi. İskitler kralı Ariapethis’in çocuklarından birisi de Skyles idi; bu, İstra ilinden ve İskit olmayan bir kadından doğmuştu. Anasından Yunan dili ve edebiyatı öğrenmişti. Kral Ariapethis öldükten sonra yerine Skyles geçti ve aynı zamanda babasının Opoia adındaki karısını da aldı; bu kadın İskitlerdendi ve Ariapethis’ten Orikos adında bir erkek çocuk doğurmuştu. İskit krali Skyles yerli gelenekleri beğenmiyordu; görmüş olduğu eğitim gereği daha çok Yunanistan’la ilgili şeylere yakınlık duyuyordu. Ve şöyle yapıyordu: İskit ordusunu Borystheneslilerin kentine doğru götürdüğü zamanlar, Skyles askerleri dış mahallede bırakır, kendisi kaleye girer, kapıları kapattırır, üstündeki İskit giysilerini çıkartır, Yunanlılar gibi giyinir ve bununla çıkar, yanına ne koruma askeri, ne de bir kimse alır, agoraya gider dolaşırdı. İskitler onu bu halde görmesinler diye kapılar gözaltında tutulurdu. Burada tam bir Yunanlı gibi yaşar, tanrılara Yunan göreneğine göre adaklar sunardı. Bir ay ya da daha çok böyle yaşar, sonra eski giysilerini giyip giderdi. Bu keyfi sık sık tekrarlardı. Borysthenes’te bir saray yaptırmış, içine yerlilerden bir kadın koymuş ve onunla evlenmişti.
    Ama başına bir felaket gelmesi gerekiyordu ve bu felaketin bahanesi şu oldu: Dionysos sırlarının esinlerine karışmak hevesine kapıldı. Tam bu isteğini gerçekleştirecekken, etkileyici bir mucizeye tanık oldu. Az yukarıda söylediğim gibi, Borysthenes’de pek gösterişli, pek büyük bir sarayı vardı; çevresi beyaz mermerden sphinxler ve griffonlarla süslenmişti; tanri gözlerini bu yapıya çevirdi ve onu yaktı; ama bu mucize Skyles’in attığı adıma engel olmadı. Oysa, İskitler Dionysos diniyle ilgili Yunan törelerini hor görürler, insanlara akıllarını kaybettirmek tanrısal bir kılıfa sokulamaz, derler. Skyles, Dionysos dinine girdiği sırada, Borysthenes’li biri gizlice kentten çıkıp İskitlere gitti: “Siz İskitler, dedi, Dionysos cazibesine tutulup tanrının kurbanı oluyoruz diye bizimle alay edersiniz; pekâlâ. Ama işte sizin kralınız da aynı şeyi yapıyor, kendisini Dşionysos’a teslim ediyor, tanrısal çılgınlık onu da yakaladı. İnanmıyor musunuz? Gelin, kendi gözlerinizle görün.” İskit şefleri peşine takıldılar; onları kente soktu, gizlice bir kulenin üstüne yerleştirdi, oradan Dionysos ayini yapan alay içerisinde, kendini kutsal cezibeye kaptırmış olan Skyles’i gördüler. İskitler bunu büyük bir felaket saydılar. Kentten çıktılar ve bu haberi bütün orduya yaydılar.
    Skyles her zamanki erine döndükten sonra İskitler, Teres’in kızından olma kardeşi Oktamasades’i başlarına geçirip ona karşı ayaklandılar. Başına geleceği ve bunun nedenini anlamış olan Skyles Trakya’ya kaçtı. Oktamasades bunu haber alınca Trakya’ya sefer açtı; İstros üzerine düşman kuvvetleri ile karşılaştı, tam çarpışma başlayacakken Sitalkes, Oktamasades’e şu haberi gönderdi: “Niye dövüşüyoruz sanki? Sen benim kız kardeşimin oğlusun ve erkek kardeşlerimden biri senin elinde; sen onu bana ver, ben de sana Skyles’i vereyim; neden kendimizi savaşa teslim edelim?” Sitalkes’in gönderdiği haber böyleydi; gerçekten de Sitalkes’in erkek kardeşlerinden biri kaçmış, sığınacak bir yer aramıştı ve şimdi Oktamasdes’in yanındaydı. Oktamasdes bu öneriyi iyi karşıladı, daysını Sitalkes’e teslim etti ve kardeşi Skyles’in kafasını kestirdi. İşte kendi törelerine İskitler bu kadar titizlikle bağlıdırlar, yabancı geleneklere uymaya çalışanları böyle cezalandırırlar” (Herodot – Tarih).
    Alanlarda savaş taktikleri
    Alanlar, daha sonra, MS II ci yüzyılda Roma tarafından da uygulanacak olan savaş taktikleri uygulamada çok başarılıdırlar. Ordu iki kısımdan oluşur: yığınsal ve düzensiz, hafif silahlarla donanmış atlı savaşçılar ve ağır silahlarla donanmış aristokrat savaşçılar. Önce yığınsal atlı savaşçılar düşmana rastgele saldırır ve taciz eder. Bu arada geri çekilerek kaçar gibi yaparlar ve hemen geri dönerek kendilerini kovalayan düşmana aynı anda saldırırlar. Ardından ağır silahlarla donanmış aristokrat atlı birlikleri dağılan ve zayıflayan düşmana kesin vuruşu yapar. Öte yandan göçebe arabaları da kale surları gibi düzene sokulur ve aşılmaz barikatlar haline getirilir.
    “Güneye, Transkafkasya’ya ve Ön Asya ülkelerine, batıya, Roma İmparatorluğu’nun sahip olduğu topraklara karşı yapılan ünlü Alan seferleri çok iyi bilinmektedir. MS 35 yılında Alanlar İberlerin müttefiki olarak İber-Partiya savaşlarına katıldılar. MS 72 yılında Alanlar Ermenistan’a, Med ülkesine ve Atropatena’ya karşı başarılı seferler düzenlediler. 135 yılında Medya, Ermenistan ve Albaniya seferinde Alanlar, deneyimli tarihçi, düşman taktiklerini yazıya geçiren Kapadokya’nın Roma Genel Valisi Flaviy Arrian’ın lejyonerleriyle çarpıştılar. Alanlar, 3’ncü ve 4’ncü yüzyıllarda defalarca Roma’nın Tuna ve Asya garnizonlarına saldırdılar. Kuzey Karadeniz kıyılarındaAlanya ve Roma arasında balans ayarı görevini üstlenen arabulucuların bu işlevi Bosfor Krallığı’nın sonunu getirdi. Bu krallığın nüfusunun önemli bir kesimi Sarmat_Alan kökenliydi. 3’ncü yüzyılda Kuzey Karadeniz, Don Alanlarıyla Tuna Sarmatları arasındaki bölgeyi savaşarak geri alan Gotların saldırısına uğradı” (Osetya Tarih Atlası).
    Alanlar ve Gotlar
    Ancak, 3‘cü yüzyıl başlarından itibaren kuzeyden gelen Gotlar -Germen kökenli topluluklar- bugünkü Güney Ukrayna’yı istila ederler ve Alanlar’ın ülkesinin Doğu ve Batı olmak üzere ikiye bölünmesine yol açarlar. Alanlar Gotlar‘la çoğu zaman savaşarak ortak bir yaşam sürerler.
    Alanlar ve Gotlar, MS 350 ve 370 yılları arasında doğudan gelen Hunların önünde duramaz ve bu kasırga tarafından ezilir ve dağıtılırlar. Bir kısım Alan ve Got kabileleri – Vizigotlar- Hunlarin önünden kaçarak Avrupa içlerine kadar gider, diğer bir kısmı -Roxalanlar ve Ostrogotlar- Hunlara iltihak eder ve onlarla beraber akınlara katılırlar. Bir kısım Alanlar ise Kırım yarımadasına ve güney-doğuda Kafkasya dağlarına doğru çekilir ve yerleşik bir hayata geçerler.
    “Alanların, Hunlara karşı direnmekte önceleri başarılı olmaları, Hunları onlarla bazı anlaşmalar yapmaya sevk etmiştir. Hatta defalarca yapılan savaşlarla sert ve acımasız şekilde itaat altına alınmış olan Alan-Tanaitlerle bile Hunların anlaşma yapmaları dikkat çekmektedir. Hunlar ancak o zaman Alanları da yanlarına alarak korkusuzca batıya yönelmişlerdir. Savaşlarda Alanların güç bakımından Hunlarla aynı seviyede olduğu kaydedilir (Ammien Marcelin). Anlaşılan, Kuzey Kafkasya Alanlarının bir kısmı Batı Avrupa’da Hunlarla birlikte savaşmışlardır” (Alan A. Tuallagov, İskitlerden Erken Alanlara Kuzey Kafkasya).
    Alanlar, tarihte barbar akınları olarak bilinen dönemde, bazen Roma ile beraber Hunlara, bazen de Hunlarla beraber Roma’ya karşı savaşırlar. Savaşçı özellikleri nedeniyle, Romalılar, Hunlar, Vandallar ve Gotlar tarafindan tercih edilen bir müttefiktirler. Sık sık bir savaşta her iki tarafta da savasan Alanlar vardır.
    378 yılında, Hunların önünden kaçan Alanlar ve Gotlar, o dönemde Roma İmparatorluk sınırı olan Tuna nehrini bugünkü Romanya’dan güneye geçmek için Bizans kralı Valens’den izin isterler. Hunlar Ukrayna ve Rusya’nın güney bozkırlarında üslenmişlerdir.
    O dönemde Bizans, sınırı geçmemek kaydıyla, Gotlar ve Alanlara her yıl tazminat ödemektedir. İzin verilmez ve buna rağmen Alanlar ve Gotlar büyük kalabalık guruplar halinde nehri geçerek bugünkü Trakya’ya girerler. Bizans kralı Valens bunu savaş nedeni sayar ve zaten tazminat ödememek için de bahane aramaktadır. Batı Roma orduları da kral Gratien komutasında Doğu Roma’nın yardımına gelmek icin yola çıkar. Batı Roma ordusu bir nedenle gecikir ve bugünkü Edirne şehri yakınlarında Gotlar ve Alanlar Bizans ordusu ile karşılaşır ve Bizansı yenerler. Kral Valens öldürülür ve 40 000 kişilik ordusu da imha edilir. Bu savaştan sonra Batı Roma kralı Gratien anlaşma yoluna gider ve Alanlar Panonya’da iskan edilir -bugünkü Avusturya -Macaristan- ve „federe“ statüsü verilir.
    Edirne savaşı, bir çok tarihçi tarafından Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünün başlangıcı olarak değerlendirilir.

    HAYRİ ATA…

    https://www.facebook.com/groups/ozguroset/permalink/1441814449269597/

    Not; bu yazı, Hayri Ata’nın izni alınarak yayınlanmıştır.

    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

    Yandex.Metrica